Home / derlediklerimiz / Koronavirüs Nereden Geldi ve Bizi Nereye Sürükleyecek?
302716-1634676924

Koronavirüs Nereden Geldi ve Bizi Nereye Sürükleyecek?

(Polen Ekoloji) – Big Farms Make Big Flu’nun yazarı Rob Wallace röportajı

 

2013’te profesyonel epidemiyolog ve büyük ölçekli tarım uzmanı Rob Wallace biraz da yenilgi ifadesiyle, “Şans eseri ortaya çıkanların dışında bir grip salgınıyla yeniden uğraşmam için uzun bir zaman geçeceğini umuyorum” diye yazıyordu. Durumun ciddi olduğunu düşünmediği veya yakında kötü bir şey olmayacağını düşündüğü için değildi bu yazdığı. Aksine, apaçık bir şey olacağının kesinliği nedeniyle tükenmişti sadece. “Anlaşılır bir içgüdüsel reaksiyon olsa da sürecin bu noktasında endişelenmek durumu biraz karmakarışık hâle getirir. Kökeni ne olursa olsun canavar, kelimenin tam anlamıyla, çoktan kayışından kurtuldu.”

Bulaşıcı hastalıklar üzerine çalışanlar uzun zamandır bunun bir “ya gelirse” meselesi değil, büyük bir virüs salgının bizi “ne zaman” vuracağı sorusu olduğunu söylüyorlar. Domuz gribinden SARS’a, her beş yılda bir hop oturup hop kalkıyoruz ve sorup duruyoruz: büyük salgın geldi mi?

Her açıdan Covid-19 çoktan büyük bir salgın haline geldi. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart’ta pandemi seviyesine yükseltilirken en az 127 bin kişiye bulaşmış (ancak sayı muhtemelen çok, çok daha fazla), neredeyse 5 binini öldürmüş ve Antarktika hariç tüm kıtalarda mevcut durumdaydı. Kayışından kurtulan canavar kontrolden çıkmış görünüyor.

Çin’in Wuhan kentinde yeni bir virüsün raporu geçildiği 2020’den beri Rob Wallace tam bir teyakkuzda. Meselenin tekrar tartışmaya girmesinin uzun zaman alacağına dair öngörüsü açıkça tutmadı. O zamandan bu yana arkadaş ve tanıdıkları, tavsiye, öneri, yazı ve röportaj için ona geliyorlar. Konuyla ilgili paylaşımlar geniş çapta yayıldı. Bu noktada, on yıllardır bu konuyu yakından inceleyen ilerici, aktivist bir akademisyen, Big Farms Make Big Flu’nun yazarı (Monthly Review Press, 2016) dışında başka kimi dinleyebiliriz ki?

Alman sosyalist dergisi Marx21 için Yaak Pabst’ın Rob Wallace ile gerçekleştirdiği bu çok önemli bir röportajı dergiden de izin alarak yeniden yayınlıyoruz.

Röportajda Wallace, her zamanki zekâsı ve geniş bilgisi ile Covid-19’un yarattığı tehlikeleri, krizde tarımsal ticaretin rolü, krizin köküne inmek için insanlığın ekosistemlerle kurduğu bozuk ilişkiyi düzeltmenin önemi ve insanların hükümetlerinden ne tür taleplerde bulunabileceği ve bulunması gerektiği üzerine konuşuyor.

Yeni koronavirüs ne kadar tehlikeli?

Bu olduğunuz yereldeki Covid-19 salgınının zaman çizelgesinde nerede olduğunuza bağlı: erken, zirve noktasında ya da geç evrede mi? Bölgenizdeki halk sağlığı kurumlarının yanıtı ne kadar yeterli? Demografik özellikleriniz neler? Kaç yaşındasınız? Bağışıklık açısından risk altında mısınız? Sağlık geçmişiniz nasıl? Daha az önemli bir olasılığa değinmek gerekirse bağışıklık tepkinizi belirleyen genetik özellikleriniz virüse karşı savunmada uyumlu mu değil mi?

Yani virüsle ilgili tüm bu yaygara sadece korku taktikleri mi?

Hayır, kesinlikle hayır. Kitlesel düzeyde, Covid-19, Wuhan’daki salgının başlangıcında %2-4 vaka ölüm oranı ile başlamıştı. Wuhan dışında, vaka ölüm oranı %1 ve daha azına düşüyor gibi görünüyor, ancak aynı zamanda İtalya ve ABD dahil, farklı yerlerde bu oran yükseliyor. Örneğin, SARS’ın %10, 1918 İspanya gribinin %5-20, kuş gribi H5N1’in % 60 veya bazı noktalarda Ebola’nın %90 vaka ölüm oranına sahip olduğu düşünüldüğünde bu düzey çok karşılaştırılabilir değil. Ama mevsimsel gribin %0,1 oranını ise kesinlikle aşıyor. Ancak tehlike sadece ölüm oranıyla ilgili değil. Penetrans veya topluluk enfeksiyon hızı olarak bilinen küresel nüfusun ne kadarının salgından etkilendiğiyle de boğuşmak durumndayız.

Daha spesifik ifade misiniz?

Küresel seyahat ağı bağlantıları rekor düzeyde. Koronavirüsler için aşılar veya spesifik antiviraller olmadan veya bu noktada virüse karşı herhangi bir sürü bağışıklığı olmadan, sadece %1’lik bir ölüm oranı basıncı bile ciddi bir tehlike oluşturabilir. İki haftaya kadar kuluçka süresi ve insanların enfekte olduğunun anlaşılmasından yani hastalık teşhisinden önce de bulaşmaların olduğunun kanıtlarının artmasıyla çok az yer enfeksiyondan azade kalacaktır. Diyelim ki, Covid-19, 4 milyar insanı enfekte ederek %1 ölümle sonuçlanırsa, bu 40 milyon ölü anlamına gelir. Büyük bir sayının küçük bir oranı hâlâ büyük bir sayıdır.

Bunlar görünüşte viral bir patojenden başka bir şey olmadığı düşünülürse korkutucu sayılar…

Kesinlikle. Ve daha salgının başlangıcındayız. Birçok yeni enfeksiyonun salgınların seyri boyunca değiştiğini anlamak önemli. Bulaşma gücü, öldürücülüğü veya her ikisi de zayıflayabilir. Öte yandan, diğer salgın dalgalarının öldürücülüğü yükselebilir. 1918 baharındaki grip pandemisinin ilk dalgası nispeten hafif bir enfeksiyondu. 1919’a kadar milyonları öldüren o kış gelişen ikinci ve üçüncü dalgalardı.

Ancak pandemik şüphecileri, koronavirüsün tipik mevsimsel gripten çok daha az hastaya bulaştığını ve öldürdüğünü iddia ediyorlar. Bunun hakkında ne düşünüyorsun?

Bu salgının patlamayan bir fişek, bir fiyasko olduğu kanıtlanırsa bunu ilk kutlayan ben olurum. Ancak Covid-19’u, diğer ölümcül hastalıklara, özellikle de gribe atıfta bulunarak muhtemel bir tehlikeden saymama çabaları, koronavirüs hakkındaki endişeyi dindirmek için kötü bir şekilde kullanılan retorik bir cihazdır.

Peki mevsimsel grip ile karşılaştırmak yanlış mı?

Epidemik eğrilerinin farklı kısımlarındaki iki patojeni karşılaştırmak çok mantıklı değildir. Evet, mevsimsel grip dünya çapında milyonlarca insana bulaşarak DSÖ tahminlerine göre yılda 650 bin kişiye kadar insanı öldürüyor. Ancak Covid-19 epidemiyolojik yolculuğuna yeni başlıyor. Gripten farklı olarak, enfeksiyonu yavaşlatmak ve nüfusun en savunmasız kesimlerini korumak için ne aşımız ne de sürü bağışıklığımız var.

Karşılaştırma yanıltıcı olsa bile, her iki hastalık da virüslerden, hatta belirli bir grup olan RNA virüslerinden kaynaklanıyor. Her ikisi de hastalığa neden olabiliyor. Her ikisi de ağız ve boğaz bölgesini ve bazen de akciğerleri etkiliyor. Her ikisi de oldukça bulaşıcı.

Bunlar, iki patojenin karşılaştırılmasında kritik parçayı gözden kaçıran yüzeysel benzerlikler. Gribin dinamikleri hakkında çok şey biliyoruz. Covid-19’lar hakkında ise çok az şey biliyoruz. Hatta bilinmeyenlerle dolular. Gerçekten de Covid-19 hakkında salgın tamamen bitene kadar bile bilinemeyecek çok şey var. Aynı zamanda, bunun Covid-19’a karşı grip meselesi olmadığını anlamak gerek. Mesele Covid-19 ve grip. Pandemiye dönüşebilecek ve nüfusa çoklu saldırılar yöneltebilecek kapasitede birden çok enfeksiyonun ortaya çıkması en öncelikli ve merkezde duran endişe olmalıdır.

Yıllardır salgınları ve nedenlerini araştırıyorsunuz. Big Farms Make Big Flu adlı kitabınızda endüstriyel tarım uygulamaları, organik tarım ve viral epidemiyoloji arasında bu bağlantıları kurmaya çalışıyorsunuz. Öngörüleriniz neler?

Her yeni salgının oluşturduğu gerçek tehlike, her bir yeni Covid-19 tarzı olayın tekil bir durum olmadığını kavramadaki başarısızlık, daha uygun bir ifadeyle amaca uygun bir reddediş hâli. Virüslerin artması gıda üretimi ve çok uluslu şirketlerin kârlılığı ile yakından bağlantılıdır. Virüslerin neden daha tehlikeli hâle geldiğini anlamak isteyen her kim olursa endüstriyel tarım modelini ve daha özel olarak da hayvancılıktaki üretimi araştırmalıdır. Şu anda, çok az sayıda hükümet ve bilim insanı bu tür bir araştırma için hazır. Oysa tam aksi olmalı.

Yeni salgınlar ortaya saçıldığında, hükümetler, medya ve hatta tıbbi kuruluşların çoğu, her bir acil duruma o kadar odaklanırlar ki, birden çok marjinalleşmiş patojeni birbiri ardına ani küresel şöhret hâline getiren yapısal nedenleri göz ardı ederler.

Suçlu kim?

Endüstriyel tarım dedim ama tabi daha geniş bir kapsamı var. Sermaye, dünya çapında birincil orman ve küçük mülk sahiplerinin elindeki tarım arazilerinde toprak gaspının başını çekiyor. Bu yatırımlar hastalıkların ortaya çıkmasına yol açan ormansızlaşmanın ve kalkınmanın yürütücüsü oluyor. Bu devasa toprak parçalarının sahip olduğu işlevsel çeşitlilik ve karmaşıklık, daha önce burada kapalı kalmış patojenlerin yereldeki besi hayvanlarına ve insan topluluklarına sıçramasını kolaylaştıracak hattı çizer. Kısacası, Londra, New York ve Hong Kong gibi yerler, sermaye merkezleri bizim hastalıklar için birincil sıcak noktalarımız olarak düşünülmelidir.

Hangi hastalıklar için durum böyle?

Bu noktada sermayenin sürece dahil olmadığı patojen yok. En uzakta olanlar bile uzaktan da olsa etkilenir. Ebola, Zika, koronavirüsler, yine sarı humma, çeşitli kuş gripleri ve yaban domuzlarındaki Afrika domuz ateşi, en uzak hinterlantlardan kent çeperindeki alanlara, bölgesel başkentlere ve nihayetinde küresel seyahat ağına yolunu bulmuş pek çok patojenden bazılarıdır. Kongo’daki meyve yarasalarından çıkıp Miami’de güneşlenenleri birkaç hafta içinde öldürmeye kadar.

Bu süreçte çokuluslu şirketlerin rolü nedir?

Dünya gezegeni bu noktada hem kullanılan biyokütle hem de kullanılan toprak açısından büyük ölçüde bir Çiftlik gezegenidir. Endüstriyel tarım ya da tarım endüstrisi, gıda pazarını köşeye sıkıştırmayı hedefliyor. Neoliberal projenin neredeyse tamamı, daha gelişmiş sanayileşmiş ülkelerindeki şirketlerin daha zayıf ülkelerin topraklarını ve kaynaklarını çalma çabalarını destekleme etrafında örgütlenmiştir. Sonuç olarak, daha önce uzun bir süreç içinde evrilmiş orman ekolojileri tarafından kontrol altında tutulan bu yeni patojenlerin birçoğu serbestçe yayılmakta ve tüm dünyayı tehdit etmektedir.

Tarım endüstrisinin üretim yöntemlerinin bunun üzerindeki etkileri nelerdir?

Daha doğal ekolojilerin yerini alan sermaye öncülüğündeki tarım, patojenlerin en öldürücü ve bulaşıcı fenotiplerine evrimleşebileceği en uygun araçları sunar. Ölümcül hastalıkların üremesi için bundan daha iyi bir sistem tasarlayamazsınız.

Bu ne anlama geliyor?

Evcil hayvanları genetik monokültürle yetiştirmek, bulaşmayı yavaşlatmak için mevcut her türlü bağışıklık koruyucu engeli ortadan kaldırır. Daha büyük nüfuslar ve nüfus yoğunlukları daha yüksek bulaşma oranlarına olanak sunar. Bu tür kalabalık koşullar bağışıklık sisteminin tepkisini baskılar. Herhangi bir endüstriyel üretimin bir parçası olan yüksek verim ve iş hacmi, enfeksiyonun öldürücülüğünün evrimini hızlandıracak sürekli yenilenen bir risk kaynağı sağlar. Başka bir deyişle, endüstriyel tarım kâra o kadar odaklıdır ki bir milyar insanı öldürebilecek bir virüsü seçip ayırmaya kabul edilebilir bir risk gözüyle bakar.

Ne!?

Bu şirketler, epidemiyolojik olarak tehlikeli operasyonlarının maliyetlerini diğer herkes üzerinden dışsallaştırabilir. Hayvanların kendilerinden tüketicilere, çiftlik işçilerine, yerel ekosistemlere ve farklı yetki düzeylerindeki yönetimlere kadar. Hasar o kadar geniştir ki, bu maliyetleri şirket bilançosuna geri döndürüp işleyecek olsak, bildiğimiz anlamda endüstriyel tarım sonsuza kadar sona erer. Hiçbir şirket, verdiği zararın maliyetini karşılayamaz.

Medyanın çoğunda, koronavirüsün başlangıç noktasının Wuhan’daki “egzotik gıda pazarı” olduğu iddia ediliyor. Bu açıklama doğru mu?

Evet ve hayır. Bu görüş lehine mekânsal ipuçları var. Temas takibi sonucu, enfeksiyonlar vahşi hayvanların satıldığı Wuhan’daki Hunan Toptan Deniz Ürünleri Pazarı’na bağlandı. Çevresel örnekleme, vahşi hayvanların tutulduğu pazarın batı ucunu işaret ediyor gibi görünmektedir.

Fakat geriye doğru ne kadar ve ne kapsamda bir araştırma yapmalıyız? Acil durum tam olarak ne zaman başladı? Deniz ürünleri pazarına odaklanmak, hinterlandındaki vahşi tarımın kökenlerini ve artan piyasalaşmayı gözden kaçırıyor. Küresel olarak ve Çin’de yabani gıda, ekonomik bir sektör olarak giderek daha formel bir hâle geliyor. Ancak bunun endüstriyel tarımla ilişkisi, sadece aynı para çantasını paylaşmanın ötesine uzanıyor. Domuz, kümes hayvanları ve benzerlerinin endüstriyel üretimi birincil orman alanlarına doğru genişledikçe vahşi gıda işletmecileri üzerinde kaynak popülasyonları için ormanın içlerine doğru daha fazla taramalarına yönelik Covid-19 dahil olmak üzere yeni patojenlerle karşılaşma ve patojenlerin yayılmasının artmasına yol açacak şekilde bir basınç oluşturmaktadır.

Covid-19, Çin’de hükümetin örtbas etmeye çalıştığı ilk virüs değil.

Evet, ancak Çin bu konuda istisna değil. ABD ve Avrupa, yakın zamanda H5N2 ve H5Nx gibi yeni grip türlerinde sıfır noktası işlevi gördüler. Bunların çok uluslu şirketleri ve neokolonyal yerel temsilcileri Batı Afrika’da Ebola’nın ve Brezilya’daki Zika’nın ortaya çıkmasına neden oldular. ABD halk sağlığı görevlileri, H1N1 (2009) ve H5N2 salgınları sırasında tarım endüstrisinin arkasını topladılar.

Dünya Sağlık Örgütü şu an bir pandemi ilan etti. Bu adım doğru mu?

Evet. Bu tür bir patojenin tehlikesi, sağlık yetkililerinin istatistiksel risk dağılımı üzerinde bir kontrole sahip olmamalarıdır. Patojenin nasıl tepki verebileceği hakkında hiçbir fikrimiz yok. Bir pazar yerindeki salgından birkaç hafta içinde dünyaya yayılan bir enfeksiyona geçtik. Patojen yok olup gidebilirdi. Bu harika olurdu. Ama ne olur bilmiyoruz. Daha iyi bir hazırlık, patojenin kaçış hızını azaltma olasılığını daha iyi hale getirecektir.

DSÖ’nün ilânı aynı zamanda benim pandemik tiyatro dediğim şeyin bir parçası. Daha önceleri uluslararası örgütler bu tür durumlarda eylemsizlik karşısında yok olup gittiler. Milletler Cemiyeti akla geliyor. BM örgütleri, ilgi düzeyi, gücü ve finansmanı konusunda sürekli endişelerini dile getirmekte. Ancak girişilecek bir eylemsellik, dünyanın Covid-19’un iletim zincirlerini kırması için gereken gerçek hazırlık ve önleme konusunda da birleşebilir.

Sağlık sisteminin neoliberal yeniden yapılandırılması, hastanelerde örneğin, hem araştırmaları hem de hastaların genel bakımını kötüleştirdi. Daha iyi finanse edilen bir sağlık sistemi virüsle savaşmada nasıl bir fark yaratabilir?

Çin’den grip benzeri belirtilerle döndükten sonra ailesi ve çevresi açısından doğru olanı yapan ve yerel bir hastaneden Covid-19 için test edilmeyi isteyen Miami tıbbi cihaz şirketi çalışanının korkunç ama etkileyici hikayesi var. Minimal Obamacare seçeneğinin testleri kapsamayacağı konusunda endişeliydi. Ve haklıydı. Bir anda 3270 dolarlık bir zokayı yuttu.

Pandemik bir salgın sırasında, enfeksiyon testi ve testin pozitif çıkması durumundaki tedavi ile ilgili tüm olağanüstü tıbbi faturaların federal hükümet tarafından ödenmesini şart koşan bir acil durum yasasının geçirilmesi bir Amerikalının talep edeceği şeylerden biri olabilir. En nihayetinde tedaviyi karşılayamayan insanların kaçınmak ve başkalarına bulaştırmak yerine yardım aramasını teşvik etmek istiyoruz. Bunun bariz çözümü, toplumsal çapta acil durumlarla başa çıkmak için yeterli kadroya sahip ve donanımlı bir ulusal sağlık hizmetidir; böylece toplulukların işbirliği yapmasını caydırmak gibi saçma bir sorun asla ortaya çıkmaz.

Virüs bir ülkede bulunur bulunmaz, her yerde hükümetler, şehir ve bölgelerin tümünde zorunlu karantina gibi otoriter ve cezalandırıcı tedbirlerle duruma tepki verdiler. Böyle sert önlemler haklı mı?

Bir salgını salgın sonrasının otokratik denetiminin en son beta testini yapmak için kullanmak, felaket kapitalizminin çığırından çıkmasıdır. Halk sağlığı açısından, önemli epidemiyolojik değişkenler olan güven ve şefkat konusunda tedbiri elden bırakmamak gerek. Her ikisi de olmadan, yetkili merciler nüfusun desteğini kaybeder.

Bir dayanışma ve ortak saygı duygusu, bu tür tehditler karşısında birlikte hayatta kalmamız için gereken iş birliğini sağlamanın kritik bir parçasıdır. Eğitilmiş mahalle birlikleri tarafından yürütülecek, dışarıdan düzgün bir destek sağlanması amaçlı giriş-çıkış denetimi olan mahallenin kendine uyguladığı karantinalar, kapıdan kapıya gıda tedarik kamyonları, iş izinleri ve işsizlik sigortası, hepimizin bu işte birlikte olduğu, bu tür bir işbirliğini ortaya çıkarabilir.

Almanya’daki AfD gibi muhafazakârlar ve neo-Naziler virüs hakkında hükümetten daha otoriter önlemler talep eden (sahte) raporlar yayıyorlar: Göçmenlere karşı uçuşların ve giriş duraklarının kısıtlanması, sınırların kapatılması ve zorunlu karantinalar…

Seyahat yasakları ve sınır kapatmalar, şu anda radikal sağın küresel hastalıkları bu tedbirler aracılığıyla ırksallaştırmak istediği talepler. Bu elbette saçmalık. Bu noktada, virüs zaten her yere yayılma yolunda olduğu için, yapılacak en mantıklı şey, kimin enfeksiyonlu olduğuna bakmaksızın halk sağlığı direncini geliştirmeye çalışmaktır, herkesi tedavi etmek ve iyileştirmek için gerekli araçlarımız var. Tabii ki, memleketten uzakta oralarda yaşayan insanların topraklarını çalmayı ve daha başında bu büyük göçlere neden olmayı bırakın ve bu sayede patojenlerin ortaya çıkmasını daha en baştan önleyebilelim.

Sürdürülebilir değişiklikler ne olurdu?

Yeni virüs salgınlarının ortaya çıkmasını azaltmak için gıda üretimi kökten değişmelidir. Çiftçi özerkliği ve güçlü bir kamu sektörü çevresel tetikleyicileri ve kaçak enfeksiyonları azaltabilir. Hem çiftlik düzeyinde hem de bölgesel düzeylerde çeşitli hayvan stoğu ve mahsullerin ve de stratejik yeniden yabanlaştımanın uygulanması. Test edilmiş bağışıklıkların geçmesi için besi hayvanlarının yerinde çoğalmasına izin verilmesi. Adil üretimi adil dolaşım ile birleştirme. Fiyat desteğinin ve agroekolojik üretimi destekleyen tüketici satın alma programlarının sübvanse edilmesi. Bu tür örneklerin, hem neoliberal ekonominin bireylere ve topluluklara dayattığı zorunluluklardan hem de sermayenin kontrolündeki devlet baskısı tehdidinden korunması.

Artan salgın dinamikleri karşısında sosyalistlerin çağrısı ne olmalı?

Toplumsal yeniden üretimin bir biçimi olarak endüstriyel tarım, yalnızca bir halk sağlığı meselesi olarak tamamen ve sonsuza dek sona erdirilmelidir. Yüksek oranda kapitalistleşmiş gıda üretimi, insanlığın tamamını tehlikeye atan, bu örnekte ise yeni ölümcül bir salgının ortaya çıkmasına yardımcı olan uygulamalara bağımlı halde.

Gıda sistemlerinin, bu tehlikeli patojenlerin daha baştan ortaya çıkmasını önleyecek şekilde kamulaştırılmasını talep etmeliyiz. Bu, öncelikle, gıda üretiminin, kırsal toplulukların ihtiyaçlarına yeniden entegre edilmesini gerektirecektir. Bu ise yiyeceklerimizi yetiştiren çiftçileri ve çevreyi koruyan agroekolojik uygulamaları gerekecektir. Büyük resimde ise, ekolojilerimizi ekonomilerimizden ayıran metabolik yarıkları gidermek zorundayız. Kısacası, kazanacak bir gezegenimiz var.

rob-wallace-web

Rob Wallace, evrimsel biyolog ve halk sağlığı filocoğrafyacısıdır. Big Farms Make Big Flu: Infectious Disease, Agribusiness, and the Nature of Science kitabının yazarı ve yine yakın zaman önceki Clear-Cutting Disease Control: Capital-Led Deforestation, Public Health Austerity, and Vector-Borne Infection kitabının ise ortak yazarıdır.

 

 

 Kaynak: https://www.polenekoloji.org/koronavirus-nereden-geldi-ve-bizi-nereye-surukleyecek/

Orijinal Kaynak: https://www.marx21.de/coronavirus-agribusiness-would-risk-millions-of-deaths/

About 9ada1deniz

Check Also

dkmp-korunan-alanlar-milli-park

Korunamayan korunan alanlar

80’ler devletin elde avuçta ne varsa satıp savdığı, ülkenin ormanları ve sahillerinin özel sermayeye aktarıldığı ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir