Türkiye’de denizler ölüyor, balık türleri yok oluyor


Notice: Undefined index: tie_hide_meta in /home/lopment1/public_html/wp-content/themes/sahifa/framework/parts/meta-post.php on line 3

Ziraat Mühendisleri Odası Türkiye’de balıkçılığın durumu ve balık türlerinin varlığına ilişkin bir rapor yayınladı. Yayınlanan rapor Türkiye’nin denizel biyoçeşitliliği açısından büyük bir krizle karşı karşıya olduğumuzu, artık denizlerimizde görülmeyen bazı balık türlerinin yanı sıra mevcut balık popülasyonlarının da yokolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bir kez daha gösterdi.

Marmara Denizi başta olmak üzere Türkiye’nin tüm denizlerinde kirlilik, yetersiz koruma önlemleri, kontrolsüz avcılık, planlama,  denetim ve yönetim eksikliklerinden dolayı yoğun bakım ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan raporda Türkiye’de balıkçılığın da yokoluşun eşiğine geldiği belirtildi.

Marmara Denizi’nin artık kritik eşikte olduğunu vurgulayan Ziraat Mühendisleri Odası, yapılacak koruma ve sağaltım çalışmalarının şeffaf yürütülmesini, uzmanlar ve ilgili diğer sivil birimlerle halkın katılabileceği izleme organizasyonları yapılmasını istedi. Raporun tam metni şu şekilde:

 

TÜRKİYE DENİZLERİNDE BALIKÇILIK YOĞUN BAKIMA ALINMALIDIR

Bilimsel veri analizi ve yönetimi yerine gündelik kararlarla yönetilen balıkçılığımız, denizel biyoçeşitliliğimiz ve halkın tanıklığıyla ifade ettiği, artık denizlerimizde görülmeyen bazı balık türlerinin yanı sıra kalan balık popülasyonlarımız da yok olma tehlikesi altındadır.

Deniz ekosistemimiz kirlilik, yetersiz koruma önlemleri, planlama, kontrol, denetim ve yönetim eksikliklerinden dolayı ‘Yoğun Bakım’a ihtiyaç duymaktadır.

Sağlıklı besin kaynağı olan balıketi halk için erişilebilir olmaktan çıkmıştır. Böyle giderse; bundan böyle balıketi lüks tüketim maddesidir.

BALIKÇILIK SORUNLARIMIZ

Türkiye, başta tuzluluk değeri olmak üzere birçok farklı ekolojik özellikleri olan dört denize, 8333 km deniz kıyı uzunluğuna ve tüketime uygun ticari balık çeşitliliğine sahiptir. Bununla beraber denizlerimizi ve balıkçılığımızı, deniz ekosisteminin sağlığı ve sürdürülebilirliğini temel alan bir anlayışla yönetemiyoruz.

Denizlerimizde ve içsularımızda yaşayan canlıların biyolojik özelliklerini, zamana ve mekâna bağlı dağılımları ile miktarlarına dair sağlıklı veriler olmadan balıkçılık politikaları geliştirilemez.

Stoklarımızı, av filomuzu ve yetişmiş eğitimli insan kaynağımızı doğru yönetebiliyor muyuz? Denizlerimizi ve onlara akan akarsularımızı kirleten kaynaklara ‘İleri Arıtma’ zorunluluğu ve arıtılmadan veya yarı arıtılarak ‘Derin Deniz Deşarjını’ durduracak irade neden gösterilmiyor?

15 Nisan 2021 itibari ile denizlerimizde toplam avın yaklaşık %90’nı avlayan endüstriyel balıkçılık sezonu 1 Eylül 2021 akşamına kadar kapanmıştı. Geçen av sezonunda Türkiye balıkçılık tarihinde uzun süredir görülmeyen bir durum meydana gelmiş ve en önemli ticari tür olan hamsi balıkçılığı sezon ortasında durdurulmuştu. Buna gerekçe olarak avlanan hamsilerin büyük çoğunluğunun boylarının ticari olarak ilk avlanabilir boy değerinin altında olması gösterilmiş; palamut, lüfer, vd. bazı önemli balık türlerinin de yasal av boyları ve stok durumları ulusal medyanın haberlerinde gündem oluşturmuştu. Su ürünleri stoklarının kendini yenileyebilme hızının üzerinde avlanması, yani Aşırı Sömürülmesi durumu, uzun zamandır, kamu kurumları ile kamuoyu tarafından sorgulanması gerekirken, halkın büyük kısmının ulaşabildiği nispeten ucuz bir tür olan hamsi avcılığının durdurulması ile ancak gündeme gelebilmişti. Su ürünleri kaynaklarının durumu hamsi özelinde bilim camiası dışında kamuoyu tarafından da gerçek anlamda sorgulanır hale gelmişti.

Sağlıklı Veriler Olmadan Balıkçılık Politikaları Geliştirilemez

Stokların durumu değerlendirilirken ilk akla gelen gösterge ‘Toplam Av Miktarı’ olmaktadır. 1950’den 2019’a kadar denizlerimizden elde edilen Toplam Av Miktarı incelendiğinde, mevcut av miktarı grafiğinin düşüş yönünde olduğu görülmektedir. 1980’lerin sonunda 600 bin tonları geçen Toplam Av Miktarı günümüze kadar bir daha o rakamlara ulaşamamıştır (Şekil 1). Ancak, Toplam Av Miktarı tek başına stokların durumunu anlamak için yeterli bir ölçek değildir. Bunun yanı sıra, ‘Üreyen Stok Miktarı’ ve ‘Birim Çaba Başına Düşen Av Miktarı’ gibi diğer önemli ölçekler de dikkate alınmalıdır. Su ürünleri avcılığına ait üretim verileri, denize kıyısı olan 28 ilde TÜİK ve Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan anketlerle, büyük balıkçılardan aylık olarak tam sayım yöntemi, küçük balıkçılardan ise yılda iki defa örnekleme yöntemi ile derlenmektedir. Anlaşılacağı üzere, av miktarları balıkçıların herhangi bir resmi evraklı ispatı ile değil yüz yüze anket yöntemiyle belirlenmektedir. Özetle, doğal bir kaynağın avcılık miktarlarının gösterge olarak kullanıldığı bir sistemde denizel stoklardan çekilen miktarın anketle belirlenmesi “Sürdürülebilir Balıkçılık” açısından sağlıklı bir yaklaşım değildir.

Maksimum Sürdürülebilir Verim Seviyesi Aşılmamalıdır

Balıkçılık bilimi, ticari balıkçılık filosu tarafından daha önce sömürülmemiş bir balık stoku ilk kez avlandığında Av Veriminin/Üretimin, ilk başlarda arttığını ve uygun (optimum) balıkçılık baskısı seviyesinde sürdürülebilen en yüksek avlanma seviyesinin yani “Maksimum Sürdürülebilir Verimin (MSV) (Maximum Sustainable Yield-MSY)” kesinlikle aşılmaması gerektiğini söylemektedir. Balıkçılık baskısı bu seviyenin üzerine çıkarsa, av miktarı ve biyokütle azalmaya, avlanan türlerin boy değerlerinde düşüşler görülmeye başlar. Bilimin tavsiye ettiği tür bazında MSV seviyelerine uygun avlanma miktarları, balıkçılık yöneticileri/karar vericiler için en önemli referans noktası olmasına karşın Türkiye balıkçılık yönetimi tarafından dikkate alınmamaktadır.

Şekil 1. 1950-2019 Yılları arasında Denizlerimizden Avlanan Toplam Av Miktarı Değişimleri.

 

Ticari Türlerin Yarısından Fazlasının Stokları Tehlikededir

Somut olarak, yakın zamanda yayınlanan bir bilimsel çalışmaya göre1, denizlerimizdeki 54 ticari stokun (omurgalı ve omurgasız türler) %85’inin aşırı avlanmış durumda olduğu, Marmara Denizi’nde yalnızca sardalya (Sardina pilchardus) ve istavrit (Trachurus mediterraneus) türlerinin stoklarının henüz aşırı avlanmaya maruz kalmadığı, Karadeniz’de ise sadece çaça (Sprattus sprattus) stoğunun sağlıklı ve maksimum sürdürülebilir ürün üretmeye elverişli durumda olduğu belirlenmiştir. 1967-2016 yılları arasındaki av verileri kullanılarak yapılan bir diğer bilimsel çalışmaya göreyse2, Karadeniz’de değerlendirilebilecek 55 ticari türden 17’sinin artık yok olduğu ve 17 türün ise ticari olarak soyunun tükenmiş (av verimi düşük) olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı yani artık denizlerimizdeki bu türlerden balıkçıların avlayabileceği miktarlarda bulunmadığı tespit edilmiştir (Tablo 1). Bu nedenle ticari olarak avlanan türlerin yarısından fazlasının stokları tehlikededir. Marmara Denizi’nde durum daha da kötüdür, 19 adet yok olmuş tür ve ticari olarak soyu tükenmiş 22 tür (ticari türlerin %56’sı) bulunmaktadır (Tablo 2).

Tablo 1. 1967 ve 2016 av miktarları (ton) kullanılarak 50 yıl içinde Karadeniz için ticari olarak nesli tükenmiş (CE) türlerin listesi ve yüzde oranları (Ulman ve diğ., 2020).

1967 2016 %Düşüş Latince adı Türkçe
1.455,10 0,50 99,97 Umbrina cirrosa Minakop
2.387,20 4,20 99,82 Chelidonichthys lucerna Kırlangıç
463,40 0,90 99,81 Diplodus annularis İspari
272,90 0,70 99,74 Diplodus vulgaris Karagöz
2.064,00 6,50 99,69 Mytilus galloprovincialis Kara midye
1.682,00 10,90 99,35 Raja clavata Vatoz
1.408,00 14,60 98,96 Spicara smaris İzmarit
507,90 6,50 98,72 Scomber scombrus Uskumru
65,70 0,90 98,63 Sciaena umbra Eşkine
168,30 5,10 96,97 Gobiidae Kayabalıkları
17.403,00 685,70 96,06 Trachurus mediterraneus İstavrit
223,00 17,80 92,02 Solea solea – Platichthys flesus Dil-pisi balıkları
403,00 37,60 90,67 Scorpaena porcus Lipsoz
1.528,50 199,70 86,93 Scophthalmus maximus Kalkan
23,90 3,80 84,10 Sparus aurata Çipura
3.529,00 586,60 83,32 Alosa pontica Tirsi
3.018,30 570,60 81,10 Mugilidae Kefal balıkları

 

Tablo 2. 1967 ve 2016 av miktarları (ton) kullanılarak 50 yıl içinde Marmara Denizi için ticari olarak nesli tükenmiş (CE) türlerin listesi ve yüzde tutarları (Ulman ve diğ., 2020).

1967 2016 %Düşüş Latince adı Türkçe
2.064,00 0,30 99,99 Scomber scombrus Uskumru
85,30 0,10 99,88 Xiphias gladius Kılıç
23,50 0,10 99,57 Loligo vulgaris Kalamar
16,80 0,10 99,40 Gaidropsarus mediterraneus Gelincik
13,64 0,10 99,27 Serranus scriba Yazılıhani
193,30 1,40 99,28 Sparus aurata Çipura
84,90 0,70 99,18 Homarus gammarus Istakoz
10,20 0,10 99,02 Pagrus pagrus Fangri
73,60 0,90 98,78 Squatina squatina Keler
65,40 1,10 98,32 Dentex dentex Sinarit
365,70 7,30 98,00 Squalus acanthias Mahmuzlu camgöz
185,70 3,90 97,90 Mullus barbatus Barbunya
22,70 0,50 97,80 Lichia amia Akya
51,50 1,30 97,48 Diplodus annularis İspari
180,00 6,60 96,33 Pagellus erythrinus Kırma mercan
388,40 18,00 95,37 Mytilus galloprovincialis Kara midye
547,30 30,20 94,74 Boops boops Kupes
254,00 14,70 94,21 Spicara smaris İzmarit
34,00 2,30 93,24 Umbrina cirrosa Minakop
21,40 1,60 92,52 Octopus vulgaris Ahtapot
20.181,00 1.923,00 90,47 Sarda sarda Palamut
946,40 133,20 85,93 Mugilidae Kefal balıkları

 

Türkiye Akdeniz Havzasının En Büyük Avcılık Filosuna Sahiptir

Türkiye’de balıkçılığın büyük bir bölümünün gerçekleştirildiği Karadeniz ve Marmara Denizi’nin, diğer denizlere dar bir suyoluyla yani Türk Boğazlar Sistemi ile bağlandığı dikkate alındığında bu ekosistemlerin yarı kapalı yapısı nedeniyle mevcut av filosunun stoklar üzerinde aşırı balıkçılık baskısına neden olduğu uzun süredir çeşitli bilimsel ortamlarda dile getirilmektedir. Nitekim FAO veri tabanından alınan bilgiye göre3 Akdeniz Havzası içerisinde gros tonaj (GT) ve motor gücü (kW) bakımından Türkiye en büyük filoya sahip olan ülke konumundadır, yani balıkçılık gücü en yüksek ülkedir. Bu da stoklarımız üzerinde aşırı balıkçılık baskına neden olmaktadır. Bu duruma çözüm olarak; gönüllülük esasına dayanılarak 2013 ile 2016 yılları arasında 4 kez uygulanan tekne geri alım programlarına başvurabilecek tekne boyu 10 m’ye kadar düşürülmüş ve toplamda 1000’in üzerinde teknenin av filosundan çıkarılmasına rağmen stoklar üzerinde av baskısı azalmamıştır. Filodan çıkarılabilen 30 m üzeri tekne sayısı ise çok düşük kalmıştır4, 5. Daha çok atıl gemilerin filodan çıkarılması nedeniyle program hedeflerine ulaşamamış, başarısı kısıtlı olmuştur.

Şekil 2. Tonaj ve Motor Gücüne Göre Ülkelerin Filo Büyüklükleri.

 

İllegal Balıkçılık Sorunu Çözülememiştir

Türkiye balıkçılık sektöründeki olumsuzluklardan biri olarak karşımıza çıkan illegal balıkçılık sorunu ile ilgili olarak bağımsız bir sivil toplum kuruluşu tarafından 40 indikatör kullanılarak belirlenen küresel illegal balıkçılık indeksine göre6 Türkiye, Dünya ortalamasının (2,29) üzerinde 2,34 değeri ile 152 ülke arasında 54. sırada, Orta Doğuda 15 ülke arasında 6. sırada, Akdeniz ve Karadeniz’de ise 26 ülke arasında 8. sırada yer almaktadır. Maalesef, balıkçılık yönetiminde sorumlu otorite illegal balıkçılık konusunda bazı adımlar atmasına rağmen sorunu çözümü için radikal kararlar alamamaktadır.

Yunuslar Masumdur

Balık stoklarının azalmasının sinyallerinden biri de yunusların balıkçı ağlarında yakalanan balıkları yemeye çalışmalarıdır. 2000`lerin sonlarından bu yana yunusların beslenmek için, balıkçıların ise geçim kaynağı olarak kullandığı balık stokları azalmakta, yunuslar ve balıkçılar karşı karşıya gelmektedir. Basında yunusların sayısının aşırı arttığı, bu nedenle balık miktarında düşüşler olduğu şeklinde yanlış ve yanıltıcı şekilde bilim dışı haberler yapılmaktadır. Yunuslar mağdur ve masumdur.

Balık Stoklarında Düşüş Balıkçılık Çalışanlarını İşsiz Bırakmıştır

“Ekosisteme” verilen zarar ekonomiye ve istihdama da zarar vermektedir. Yıllar içinde azalan balık stoklarımızla beraber sektörde istihdam edilen personel sayısında da azalmalar meydana gelmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) resmi verilerine göre 2006 ile 2019 yılları arasında 17.621 kişi balıkçılık sektöründen ayrılmıştır (Şekil 3). Balıkçılıkta çalışanlar arasında en çok sektörden ayrılan grup ise 15.345 kişi ile ücretli tayfa olarak çalışan kişilerdir. Balık stoklarında devam eden azalış nedeniyle geçimini balıkçılık yoluyla sağlayan balıkçılar ve aileleri gelir kayıpları yaşamaya başlamışlardır. Bu durum nedeniyle birçok kişi balıkçılık iş kolundan ayrılmak zorunda kalmıştır. Avlanabilir su ürünleri stoklarımızdaki azalış devam ettiği sürece istihdam oranlarında düşüşler de devam edecektir. Yakın gelecekte balıkçılık filomuzun tayfa bulmakta zorluk yaşaması muhtemeldir. Nitekim Marmara Denizi’nde yapılan bir bilimsel çalışmada7 çalışan balıkçı çocuklarının yalnızca %10,3’ünün baba mesleği olan balıkçılık, kaptanlık ve tayfalık mesleği ile iştigal ettiği gözlemlenmiştir. Bu sonuçlara göre genç nesillerin, ebeveynleri gibi baba mesleği balıkçılığı çok fazla tercih ettiklerinin söylenemeyeceği vurgulanmıştır. Ayrıca, balıkçıların kendi çocuklarının gelecekte seçeceği meslekler konusunda  ‘iyi bir gelecek sunmuyor’, ‘getirisi yok’, ‘okumasını istiyorum’, ‘zor bir meslek, istikrar yok’, ‘balıkçı ve balıkçılığa eskisi gibi değer verilmiyor’ gibi çeşitli nedenler öne sürerek çocuğunun balıkçı olmasını istemeyenlerin oranı %94 olarak tespit edilmiştir. Ege Denizi’nde yapılan bir diğer çalışmada8 ise balıkçıların sadece %20,1’inin balıkçılık mesleğinden memnun olduğu saptanmıştır.

Şekil 3. Yıllara göre balıkçılık sektöründe istihdam edilen kişi sayısındaki değişimler.

 

Bilimsel Balık Popülasyon Yönetimi Sürdürülebilir Balıkçılığın Temel Şartıdır

Mevcut avcılık/balıkçılık bazı sınırlamalara rağmen toplam izin verilebilir av ve kota sistemi olmadan her balıkçı gemisinin taşıyabildiği kadar balık avlamasına dayanan bir strateji ile sürdürülmektedir. Stoka erişim dönemsel olarak sınırlanmakta (Eylül-Nisan) ancak av yasakları dışındaki dönemlerde sınırsız olarak işletilmektedir. Türkiye`de sürdürülebilir popülasyon yönetimi bakımından balıkçılığı sınırlandıran mevzuat olmasına rağmen, bir yönetim politika tercihi olarak balıkçılık yönetiminin iç işleyişi şeffaf değildir. Kâğıt üzerinde ulusal balıkçılık kuralları ve düzenlemelerinin olması, sürdürülebilir balıkçılık için yeterli değildir. Uygulanmasında sorun yaşanan kuralların-tedbirlerin, stokların azalması ile balıkçılık kapasitesinin ve artan av çabasının büyümesini durdurmakta tamamen etkisiz kaldığı görülmektedir. Unutulmamalıdır ki, denizel kaynaklar doğal, yenilenebilir ve “tükenebilen” sonlu kaynaklar olup, mevcut stoklar bilimsel planlama yaparak alınacak önlemlerle korunmadan, sürdürülebilir olması imkânsızdır.

Marmara Denizi, Karadeniz ve Ege Denizine çevresel etkileri bilimsel çalışmalarla kesin olarak saptanmamış/belirlenmemiş ve balık popülasyonlarında azalmaya neden olan Kanal İstanbul projesi ve deniz ekosistemini etkileyen dolgu, hafriyat deşarjı, sahil yolu inşası, liman, turizm yatırımları, kentsel gelişim projeleri, köprü, havalimanı, HES gibi makro projelerden acilen vazgeçilmelidir. İklim ve yağış rejimi değişikliklerinin hidrolojik etkileri bütünsel olarak değerlendirilmeden söz konusu projelerin deniz ve kıyı ekosistemleri ile balıkçılığa etkileri yönetilemez.  

Su Ürünleri Tedarik Zinciri, Üretici/Balıkçı ve Tüketici Ekseninde Kurgulanmalıdır

Balıkçı ve tüketici açısından bir diğer önemli konu ise avlanan çeşitli su ürünlerinin Balıkçı-Kooperatif-Komisyoncu-Perakendeci-Tüketici şeklinde ilerleyen çok aşamalı pazarlama zinciri ile piyasaya arzı yerine balıkçının kendi örgütlenmesi ile doğrudan tüketiciye ulaşmasını sağlayacak aşamasız (Balıkçı-Kooperatif-Tüketici) bir arz modelinin tercih edilmemesidir. Bu aşamasız/aracısız sistem ile emeğinin karşılığını hak ettiği düzeyde alabilecek olan balıkçılar daha fazla balık avlamak için rekabetçi davranmaktan kurtulacaklardır.

İthalatın artması yerine doğru planlama ve yönetim ile üretim artırılıp tüketim miktarı gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarılmalıdır.

TÜİK verilerine göre; 2001 yılında 12.971 ton olan Türkiye su ürünleri ithalatı, 2015 yılında 110.761 ton, 2019 yılında 90.684 ton olarak gerçekleşmiştir. FAO verilerine göre; Dünya genelinde hayvansal proteinin %17’si balıktan karşılanırken ve düşük gelirli gıda açığı bulunan ülkelerde dahi 2017 yılı verilerine göre  9,3 kg yıllık balık tüketimi mevcutken ülkemizde 2001 yılında 7,5 kg olan yıllık kişi başı tüketim miktarı 2019 da 6,2 kg’a gerilemiştir. Gelişmiş ülkelerde 2017 yılı verilerine göre 24,4 kg/yıl’dır. Balık popülasyonlarımızın korunup geliştirilmesi yerine sömürülmesi nedeniyle ithal edilen balık miktarı her geçen yıl daha da artmakta 2001 yılında 11,29 milyon USD olan ithalat, 2019 yılında 16,7 kat artarak 189,43 milyon USD olarak gerçekleşmiştir.

BALIKÇILIK YÖNETİLEMİYOR

Denizlerimizden, balıkçılık açısından, doğru, ekosistemin sağlığını önceleyen, sürdürülebilir bir şekilde yararlanabiliyor muyuz? Denizlerimizde ve içsularımızda yaşayan canlıların biyolojik özelliklerini, zamana ve mekâna bağlı dağılımları ile miktarlarını biliyor muyuz? Stoklarımızı, av filomuzu ve yetişmiş eğitimli insan kaynağımızı doğru yönetebiliyor muyuz? Düşen av miktarlarının sorumluları kimlerdir? Balık türlerimiz neden yok olmaktadır? Av miktarlarımız neden düşmektedir? Sürdürülebilir balıkçılık planlaması neden yapılmıyor? Sorulan bu sorulara cevaben aşağıdaki maddeler sayılabilir ve bu maddeler de ifade edilen durumlar balık türlerimizin yok olmasında ve stoklarımızın çökme noktasına gelmesinde tek tek veya topluca etkilidirler.

  • Kirlilik,
  • Su ürünleri stoklarının aşırı sömürülmesi,
  • Av yasaklarına (tür, boy, zaman, yer, derinlik) uyulmaması,
  • Balıkçılık filosunun büyüklüğü,
  • Türe özgü avlanması gereken stok miktarlarının bilinmemesi,
  • Türe özgü kota sisteminin eksikliği,
  • Üniversitelerin Su Bilimleri ve Mühendisliği, Su Ürünleri Mühendisliği, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği bölümlerinden mezun olmuş yetişmiş insan kaynağının istihdamındaki eksiklikler, planlama, denetim ve kontrolde yetki karmaşası,
  • Balıkçıların av verilerini gizlemesi, istatistiklerin güvenirliğinin düşük olması,
  • İklim değişikliği kaynaklı sorunların yönetilememesi,
  • Balık tedarik zincirinin ekosistem ve kamu yararına göre yönetilememesi,
  • Balıkçılığın planlanma ve yönetiminde siyasi kararlılığın gösterilememesi.

Yukarıda sayılan bu olgulardan özellikle kirlilik, su ürünleri stoklarının aşırı sömürülmesi ve av yasaklarına uyulmaması sorunlarının acilen çözülmesi, planlı, sağlıklı, sürdürülebilir bir balıkçılık için zorunludur.

Karasal tarımda olduğu gibi balıkçılık da (denizel tarım) yapısal sorunları giderilmeden, kararlı koruma ve denetim uygulanmadan ve bilimsel verilere dayalı tür bazında popülasyon yönetimi planlamaları sağlanmadan, derinleşen, kronikleşen problemlerinden ve her geçen gün artan ithalat ile yönetilmekten kurtulamaz.

MÜSİLAJIN BALIKÇILIĞA ETKİLERİ

Balık stoklarımız üzerindeki avcılıktan kaynaklanan sorunların üzerine geçen av sezonunda Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı ve kısmen Kuzey Ege’de yaşanan müsilaj sorunu da eklendi. Denizde müsilaj oluşumuna, başta fitoplanktonun (bitkisel plankton) aşırı artışı ile bu aşırı artışı tetikleyen birçok fiziksel, kimyasal ve biyolojik sürecin neden olduğu bilinmektedir. Uygun meteorolojik (ışık, rüzgar, bulutlanma, vb.) ve oşinografik (su sıcaklığı, akıntı hızı, tabakalaşma, vb.) koşullar ile deniz suyunda bulunan besin tuzları (Azot, Fosfor, vd.) aşırı artışa neden olmaktadır. Zaman içerisinde ölen fitoplanktonun bakteriler tarafından ayrıştırılması sırasında müsilaj oluştuğu bilinmektedir. Böylece oluşan müsilaja deniz suyunda bulunan diğer planktonik organizmalar, ile çeşitli organik ve inorganik maddelerin eklenmesi sonucunda kütlesel büyüme gözlemlenmektedir. Müsilaj kıyı alanlarında görsel kirlilik oluşturmakta, balıkçılık, su ürünleri üretimi, deniz ulaşımı ve turizm gibi birçok alanın olumsuz etkilenmesine neden olmakla beraber en önemli etkisini;  su içinde yaşayan su bitkileri ile omurgasız ve omurgalı canlıların üreme, beslenme ve barınma alanlarına zarar vererek göstermektedir. Müsilajın deniz dibinde yaşayan başta mercanlar, süngerler, midyeler, denizkestaneleri, denizyıldızları olmak üzere bir yerde sabit yaşayan veya yavaş hareket eden canlıların üstünü kaplaması durumunda bu tip canlılarda toplu ölümler yaşanabilmektedir. Bu sene ulusal basında paylaşılan görüntüler yaşanan biyolojik zenginliğimizdeki kayıpların boyutları hakkında bir fikir vermektedir. Müsilaj balıkların solungaçlarını tıkaması durumunda boğulmalarına neden olmaktadır. Balık larvalarının besinini oluşturan zooplanktonun (hayvansal plankton) ve diğer organizmaların, müsilaj oluşumundan olumsuz etkilenmesi durumunda balık larvaları beslenme sorunu yaşayacaklardır. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nin, müsilajın etkilerine ilişkin yaptığı çalışmaların ilk sonuçlarına göre dip balıklarında patojen yük artmış, hamsi ve istavrit için balık et verimliliğinde, besin içeriğinde düşüş olduğu bildirilmiştir.

Böylece önümüzdeki yıllarda denizlerimizin balık ve balıkçılık veriminde düşüşler yaşanması beklenmelidir. Bu durum her geçen gün maliyetleri artan balıkçılık sektörümüze ek yükler getirecek, balık fiyatlarında yaşanan artışların devam etmesine, sağlıklı bir besin öğesi olan balık etinin lüks tüketim maddesi olmasına ve halkın erişememesine neden olacaktır.

Müsilaj, görülme sıklığı ve şiddeti değişmekle birlikte uzun yıllardır devam etmekte olup en son meydana gelen müsilajın miktarı, süresi ve etkisi öncekilerle kıyaslanamayacak kadar büyük olmuştur. Bu etki halen Marmara Denizi’nin dip kısımlarında devam etmektedir. Marmara Denizi yarı kapalı bir deniz olup, Karadeniz ve Ege Denizi arasında geçiş özelliği göstermektedir. Yüzeyde Karadeniz’den gelen tuzluluğu düşük olan su kütlesi, 25- 30 m derinlikten itibaren de Akdeniz’den gelen tuzluluğu yüksek olan su kütlesi yer almaktadır.

Müsilajın Oluşma Sebepleri Nelerdir?

Doğal nedenlerle mi meydana gelmektedir, yoksa başka etmenler de var mıdır, insan faaliyetleri bunda ne kadar etkilidir? Hassas ekolojik dengeler üzerine kurulu olan Marmara Denizi’nin çevresinde Türkiye nüfusunun yaklaşık %30’u yaşamaktadır. Bu nüfus yoğunluğu ile birlikte yüksek sanayi yapılaşması da dikkat çekmektedir. Artan sanayi yatırımları daha fazla nüfusu Marmara Bölgesi’ne çekmeye devam etmektedir. Ülkeye dengesiz dağılan sanayi faaliyetlerinin %60`ı Marmara Bölgesi`nde bulunmaktadır. Marmara Denizi evsel ve endüstriyel atıklar için alıcı ortam haline getirilmiştir. Evsel, endüstriyel atıklar ile kontrolsüz kullanılan tarım ilaç ve gübrelerinin sızdığı sular, doğal akış veya derin deniz deşarjları ile arıtılmadan veya kısmi arıtılarak Marmara Denizine ulaşmakta/boşaltılmaktadır. 1980’lerin sonlarında başlayan atıkların arıtılmadan derin denize deşarj edilmesi, 2020 yılında 4. Sınıf su kabul edilen Ergene Nehrinin de eklenmesi ile yoğun bakım gerektiren hasta haline gelmiştir. Ayrıca Karadeniz Havzası’nda yer alan akarsuların taşıdığı besin tuzları ve kirleticiler de İstanbul Boğazı yolu ile Marmara Denizi’ne gelmektedir. Müsilajın doğal yollarla gerçekleşmesi mümkün olmakla beraber, Marmara Denizi’nde yaşadığımız müsilaj olayının doğal olaylarla açıklanması mümkün değildir. Marmara Denizi’nde gerçekleşen durum denizin çevresine yığılmış nüfustan ve sanayi faaliyetlerinden yani evsel ve endüstriyel atıkların arıtılmadan alıcı ortam olarak görülen Marmara Denizi’ne bırakılmasından kaynaklanmaktadır.

SONUÇ YA DA ÖNERİLER

Bu süreçte ekolojik ve ekonomik kayıplar yaşanmaması için acilen tedbirler alınmalıdır.

Marmara Denizi’nin yaygın kirliliğine neden olan ve kontrolsüz olarak birçok noktadan deşarj edilen evsel ve endüstriyel atıkların deşarj noktalarının tespiti, kontrol ve denetimlerinin yapılması ve ileri arıtma yöntemlerinin kullanılması zorunlu hale getirilmelidir.

Tahrip edilen kıyı alanlarının sağaltımı, bilimsel yöntemlerle yapılmalı, acil olarak Marmara Denizi’nde Deniz Koruma Alanları oluşturulmalı ve sayıları artırılmalı, Türk Boğazlar Sistemi biyoçeşitlilik kaybı ve kirliliğe karşı koruma altına alınmalıdır.

İnsan faaliyetleri sonucu hassas doğal dengesi bozulan Marmara Denizinin, Karadeniz’i Marmara Denizine bağlayarak besin tuzu taşınımı ve hidrolojik dengesini alt üst edecek olan Kanal İstanbul Projesinden vazgeçilmelidir.

Marmara Denizi ve diğer denizlerimizde deniz kirliliği, biyoçeşitlilik izleme, balık stoklarının takibi vb. çalışmalar, yıl içerisinde düzenli olarak yapılmalı, ilgili bakanlıkların ve belediyelerin bu çalışmalara kaynak aktarmaları sağlanmalıdır.

İlgili bakanlıklar, Marmara Denizi’ne kıyısı olan belediyeler, üniversitelerin ilgili fakülte ve bölümleri, su ürünleri kooperatifleri, ilgili meslek odaları, turizm sektörü temsilcileri ve diğer paydaşlar bir araya gelerek Marmara Denizini korumak ve kurtarmak için alınacak tedbirleri belirlemeleri ve bu tedbirleri acilen uygulamaları gerekmektedir.

Marmara Denizi kritik eşiktedir, yapılacak koruma ve sağaltım çalışmaları şeffaf yürütülmeli, uzmanlar ve ilgili diğer sivil birimler ile halkın katılabileceği izleme organizasyonları tarafından izlenebilir olmalıdır.

Göz göre göre bu “cinayete”, Marmara Denizi’nin öldürülmesine izin verilmemelidir. Vakit geçirilmeden kalıcı önlemler alınıp, kararlı olarak uygulanmalıdır.

 

Değinilen Kaynaklar

1- Demirel, N., Zengin, M., Ulman, A. (2020) First Large-Scale Eastern Mediterranean and Black Sea Stock Assessment Reveals a Dramatic Decline. Front. Mar. Sci. 7: 103. doi: 10.3389/fmars.2020.00103

2- Ulman, A., Zengin, M., Demirel, N., Pauly, D. (2020) The Lost Fish of Turkey: A Recent History of Disappeared Species and Commercial Fishery Extinctions for the Turkish Marmara and Black Seas. Front. Mar. Sci. 7: 650. doi: 10.3389/fmars.2020.00650

3- FAO. 2020. The State of Mediterranean and Black Sea Fisheries 2020. General Fisheries Commission for the Mediterranean. Rome. https://doi.org/10.4060/cb2429en

4- Bilgin, E.E., Yılmaz, S. (2019). Gemi geri alım programının ve büyük gemi sahibi balıkçıların programa katılmamalarının değerlendirilmesi. Mediterranean Agricultural Sciences, 32(3): 365-371, DOI: 10.29136/mediterranean.606943

5- Ünal, V., Güncüoğlu-Bodur, H. (2020). Analysis of the Fourth Generation Buy-Back Program for fishing vessels in Turkey. COMU J. Mar. Sci. Fish, 3(1): 38-44. DOI: 10.46384/jmsf.739631

6- https://www.iuufishingindex.net/about

7- Zengin, M., Güngör, H., Güngör, G., İnceoğlu, H., Düz, G., Benli, K., Kocabaş, E., Ceylan, T., Dağtekin, M., Demirkol, C., Çolakoğlu, S. 2017. Marmara Denizi Balıkçılığının Sosyo-Ekonomik Yapısı Ve Yönetim Stratejilerinin Belirlenmesi Projesi Sonuç Raporu. Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü Trabzon.

8- Durgun, D. 2019. Balıkçılığın ekosistem üzerindeki etkilerinin azaltılmasında balıkçıların kişisel değerleri, çevre tutumları ve balıkçılık davranışlarının analizi. Doktora Tezi. Ege Üniversitesi

About 9ada1deniz

Check Also

Küresel ısınma sonucunda İstanbul 3 adaya bölünecek!

Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Levent Kurnaz, küresel ısınmanın olası etkileriyle ilgili konuşurken “İstanbul 3 tane …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir