Home / 9ada1deniz / Kanal İstanbul: Kanalın Karadeniz Karası veya Bilimle aldatmak..!
images-6

Kanal İstanbul: Kanalın Karadeniz Karası veya Bilimle aldatmak..!

Kanalın Karadeniz karası veya Bilimle aldatmak..!

(ya da çılgın projelerle ilgili kafama takılanlar)

 Levent Artüz (MAREM)

levent-artuzHatırlatınca anımsayacaksınız. Kanal İstanbul, daha doğru bir Türkçe ile İstanbul Kanalı, yakın çevrenin ilk akla zarar projesi değil. Bu da dâhil tam dört adet akla zarar projemiz mevcut İstanbul’un yakın coğrafyasında.

Hem de tümü, başında kim gözükürse gözüksün, aynı ekip tarafından tasarlanmış, yürütülmüş akla zarar projeler.

Kimler derseniz, şimdi İstanbul Kanalı bağlamında en çok sesi çıkan, saçma savlar ile bir anlamda geçen zaman içersinde akla evvel projelerdeki su üstüne çıkan foyalarını örtmeye çalışanlar diyebilirim.

Hani kedinin pisliğini örtmesi misali, pislik hep ordadır da gizlidir, kimsenin görmeyeceği umulur gömdüğünü sananca, işte aynen bu misal.

Hem de en çirkini, bilimi buna alet ederek.

Akla zarar projelerin ilki İstanbul Kanalizasyon Projesi Revizyonu’dur. Karadeniz’den çıkan katavaşya lüferine yol gösteren Akdeniz kökenli alt akıntıyı konveyör olarak kullanıp, İstanbul’un tüm arıtılmamış pisliğini Karadeniz’in derinliklerine yollama projesi.

Bizim kedilerin o zamanki savı; Akdeniz’den gelen suyun dere gibi Karadeniz’e aktığı, hatta Boğaziçi’nin önünde bir ODTÜ kanyonu (!) oluşturduğu noktasına kadar uzanıyordu.

Ne oldu? Yerli balıklar toplu ölümler sonucu yok olup, göçer balıklar gelmez oldular.

Örnek; Akdeniz kökenli su koridorunun yol gösterdiği Lüferi bu yüzden, bunlar yüzünden, yiyemiyoruz.

Kara midye pil gibi.

En büyük su ürünleri ihraç kalemlerimizden biri olan beyaz kum midyesi (cik-cik) avcılığı yasak Marmara Denizi’nden. Akıl almayacak stoklara rağmen,  zehirli olduğundan, bunlar yüzünden.

Bunlar yüzünden bulanık bu Marmara.

Oluşumundan beri dengede, nadide bir deniz özellikleri taşıyan Marmara Denizi su kütleleri 1989 den beri hastalıklı, bunlar yüzünden.

Bunlar yüzünden, oksijeni eksik, nefesi kesik Marmara.

Aldattılar, aldanıldı, aldatmaya devam ediyorlar…

İkinci akla zarar proje Marmaray, İstanbul Kanalizasyon Projesi iller bankası raporunda açıkça “Kanalizasyon projesi revize öncesi proje uygulanmadan Boğaziçi’ne herhangi bir tüp geçit yapmak, balıkçılığın sonunu getirir”  ibaresi bulunmasına rağmen, “bilimin” desteği ile uygulanan proje ve yine aynı kediler.

Jeolojik yapısı, özellikle sedimantolojik çalışmalar mı garipti acaba? O yüzden mi Japon mühendis işi terk edip gitti?

Deniz dibinden çıkan hafriyat Çınarcık Çukuru’na, hem de Marmara Denizi’nin en derin yerine nasıl döküldü? Hangi üniversitenin hangi bölümünün “bilim insanlarının” raporu uyarınca?

Bu rapor ile dökülen hafriyatın su kolonunda dibe doğru kat ettiği yol uzun olunca, ufak parçacıklar Çanakkale Boğazını geçip Bozcaada önlerine kadar bulanıklık oluşturmadılar mı?

Dökülen hafriyattaki besleyici materyal bu bulanıklıkla dağılmadı mı Marmara Denizi geneline?

Sonunda beklenen olup SALYA oluşmadı mı bunlar yüzünden? Balıkçılığı kökünden tırpanlayan?

İnşaatı balık göçlerini engellemedi mi senelerce? Bu gün akustik bir çalışma var mı, deniz canlıları ile etkileşimi konusunda? Tabii geriye bir şey kaldıysa!

Deniz içindeki bu akustik olgunun veya yapısından dolayı değişen Boğaziçi akıntı rejiminin etkisini sorgulayan var mı acaba?

Ya da söylenen 15 derecelik açı farkını yapının iki ucu arasında?

Oldubitti, üzerleri örtüldü!

Birbirlerine etkisi bile sorgulanmadan.

Sorgulansa, ayıp ortaya çıkacağından!

Palamut niye ortada yok sanıyorsunuz?

Üçüncüsü daha da akla zarar, dünyanın en kirli akarsuyunun kirletici unsurlarını kolektörler ile toplayıp Derin Deniz Deşarjı adı altında Marmara Denizi’ne basmak.

Ergene Derin Deniz Deşarjı.

Nasıl olsa millet uyanmamıştı geçen zamana rağmen kuzey ve güney Haliç kolektörleri ile Haliç’in pisliğini toplayıp Yenikapı açıklarından Marmara Denizine basıp alt akıntı ile Karadeniz’e ulaştırma yalanına.

Kimse okumamıştı veya hatırlamıyordu Yenikapı deşarjının fiilen başladığı günün ertesinde 07.10.1989 tarihinden başlamak üzere tüm gazetelerin manşetlerini!

Marmara Denizi’nde yaşanan katliamı!

Kimsenin bakacağı da yok zaten gazete arşivlerinden geçmişte yaşananlara.

Örnek ortadaydı, geçmişte yapılmış yutturulmuştu, yeniden denenebilirdi!

Yine aynı ekip, rahmetli Fikret Kızılok’un “Demirbaş” şarkısı misali. Sanki Elazığ’dan söyleniyor da Boğaziçi’nde duyulamıyor gibi!

Arsenik – siyanür tuzlarını “sofra tuzu diye”, bulanıklığı “renk” diye servis etmediler mi önümüze yine “bilimin” desteği ile?

Her seferinde bir önceki projeyi gömmediler mi kumun altına, kümülatif etkisi ve yeni akla zarar projeler ile etkileşimi “amman sorgulanmasın” diye?

Her proje sanki tek ve ilk projeymiş gibi sunulmadı mı bize?

Pislik boyu geçtiğinden Marmara genelinde, bir bahane oluşturuldu “dış kaynaklı”.

Yine aynı “bilim insanları” fetva vermediler mi “Marmara’yı Tuna kirletiyor” diye!

Oysa günümüzde, bu projelerin hayata geçirilip uygulanması veya bu girişimlere körü körüne karşı çıkılıp çıkılmamış olması değil, milyarlarca dolarlık iç ve dış kaynaklı finansmanı gerektiren bu projelerin sorunlara gerçekçi bir çözüm getirip, getirememiş olduğu nedense hiç sorgulanmadı, niye?

Bu da esasında bir kümülatif etki değil midir?

Bilim ile aldatmanın en verimli ortamı.

Kurbağanın yavaşça ısıtılan tencerede umarsızca kaynaması misali!

Şimdi yine “çılgın” sıfatlı bir akla zarar proje önümüzde. Yine aynı ekip, aynı terane!

Uçuşan argümanlar!

Soran olmayacak mı İstanbul Kanalı’nın, akla zarar İstanbul Kanalizasyon Projesi ile nasıl etkileşeceğini? Bu akla zarar İstanbul Kanalizasyon Projesi’nin zaman içersinde Marmara Denizi’nin çevresindeki tüm yerleşimlerde (geçtim tüm yurt genelinde) yaygınlaştığı gerçeğinden hareketle, diğerleri ile nasıl etkileşeceğini soran olmayacak mı yine?

Sorgulayan olmayacak mı, kanalın debisinden daha fazla arıtılmamış atıksu Marmara Denizi genelinde Derin Deniz Deşarjı adı altında denize basılırken, havuz problemi ile uğraşanları?

Ayıp örtmeye çalışanları?

Karadeniz kendi çalışmalarına göre de Marmara Denizi’nden daha temiz çıkarken, Karadeniz Marmara Denizi’ni kirletiyor-kirletecek diye kara çalanları?

Aşırı kirlenme, aşırı avcılık ortadayken su ürünleri istihsali düşmesinin başka sebeplere bağlanmasını, dört senede bir tebliğ yayınlanan bir ülkede kimse sorgulamayacak yine herhalde?

Düşünmeden edemiyorum; kanal yapıldığında Beşiktaş’tan Tekirdağ’a gittiğimde kıta aşmış mı olacağım veya Tekirdağ’dan Beykoz’a!

Mesela bu gün Büyükada’dan Bostancı’ya veya Eminönü’ne geçen biri kıta geçmiş mi sayılıyor?

Tarihi yarımada ne olacak, ada olarak mı anılacak?

Avrasya koşusunu nereden nereye koşacağız Kanal yapıldığında?

Trakya karpuz gibi yarıldığında savaş tanrısı Ares ve soğuk kuzey rüzgârları tanrısı Boraeus ne diyecekler bu işe acaba?

Soğuklar Balkanlar’dan nereye kadar gelebilecek biz kışı beklerken Boğaziçi’nde?

Yoksa gerçek Trakya’lı Baküs’ün (Dionisos) ayağını Boğaziçi’nden kesmek midir amacı bu kanalın?

Marmara’nın balıkları ne oldu? 124 ticari tür kayboldu akla zarar projeler sonucu, “bunu itiraf edememek ne kadar erkekliğe sığar?” diye sormazlar mı ağırlığını bilmeden gazı ipe dizenlere?

Ya hâlâ uydu görüntülerinden Tarot falı bakanlar? Hem de Marmara mahvedilirken türlü türlü deşarjlarla!

Velhasıl; Aslında ortalıkta tartıştırılan ve sonuçta çok çelişkili gibi beliren görüşler, yalnızca konunun yanlış ortamlarda, yanlış kimselerce tartışılarak konuya çare aranmasından kaynaklanıyor gibi gözükmektedir.

Son günlerde ortaya çıkan eski ve başarılı yöntem, yani karşıt görüşlülerin yumurta gibi tokuşturulmaları oyunu, bu kere de birbiri ile taban tabana zıt görüşlerin ortaya çıkmasına, tokuşturucuların bunlardan en işe yarayanı derlemelerine olanak sağlamıştır.

Marmara Denizine İstanbul’un kanalizasyonları enjekte edilirken bunun hiç bir etkisinin olmayacağı, bu denizin eskisinden de mavi olacağını ileri süren gedikli optimistler ve hatta nükleer radyasyonun zarar yerine yarar bile sağlayabileceğine dair raporlara da imza koyanlar, ünlü şairin “döner dünya o dönmez, mutidir inadında” mısrası ile tanımlanabileceği gibi, hâlâ tutarlı bir davranış örneği sergilemektedirler.

Savlarının tutarlılığı Marmara’nın bu günkü durumundan bellidir!

Üçüncü defa fatura birilerine kesilecektir. Daha önce olduğu gibi, aynı senaryo uyarınca aynı aktörlerce, fare ısırığı misali üfleye üfleye…

Politika satrancı, geçmişi bilmeyenlere, ders almayanlara…

Bilim ile aldatarak…

Ya ben!

Ben ne yazık ki bu günlerde tarifsiz bir üzüntüyle ve hayretle Marmara’nın “sırma saçlı, badem gözlü” methiyelerini izliyorum! Sonunu bildiğim bir film gibi…

Ya siz, sizler?

Kaynak: http://gazete.tiyatroterapi.com/haber_detay.asp?haberID=580

About 9ada1deniz

Check Also

6mart2020-2

#YaşamNöbeti 6 Mart 2020 Büyükada İncelemeleri

(dokuzadabirdeniz.com)  Adalar’da faytonların kaldırılması sürecinde gelinen aşama hakkında bilgi almak, atların yaşam hakkının takipçisi olmak ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir