Home / 9ada1deniz / Ağaçlara Saygı: “Bir Ağaç Gibi Tek ve Hür, Bir Orman Gibi Kardeşçesine”…
ki3uk_1516109585_8745-2

Ağaçlara Saygı: “Bir Ağaç Gibi Tek ve Hür, Bir Orman Gibi Kardeşçesine”…

 Abdullah Onay – Heybeliada

 

“Bir ağaç tek başına orman olmadığı gibi yine tek başına istikrarlı bir yerel iklim oluşturamaz. Rüzgara ve hava durumuna karşı korumasızdır. Ancak birçok ağaç, hep birlikte, aşırı sıcak ve soğuğu hafifleten bir ekosistem yaratabilir, bol miktarda su depolayabilir ve yine bol miktarda nem üretebilir. Ağaçlar bu korumalı çevrede uzun süre yaşayabilir. Bu hedefe ulaşabilmek için, topluluk ruhu her ne pahasına olursa olsun devam ettirilmelidir. Eğer her ağaç yalnızca kendisi ile ilgilenseydi, pek çoğu ileri yaşını göremezdi. Sürekli ölümler üst bölümlerde geniş boşluklar oluşmasına sebep olur ve bunun sonucunda fırtınaların ormanın içine girerek daha fazla ağacı devirmesi kolaylaşırdı. (…) Her ağaç topluluk için önemli ve mümkün olduğunca hayatta tutulmaya değerdir. Dolayısıyla hasta bireyler bile, iyileşene kadar desteklenir ve beslenir. ” (Peter Wohlleben, Ağaçların Gizli Yaşamı)

 

Uzun yıllar önce pencereden parka bakarken, arkadaşım sormuştu, “şuradaki ne ağacı biliyor musun?” Bilmiyorum dedim, ama mahçup da oldum. Malum “bilmiyorum” lafı bizde ayıptır. O yüzden adres sorduğunuzda mesela bilmese de zorlayıp bir yer tarif eder çoğu kişi. Hâlâ da çok az ağaç bilirim. Öğrenmemiş olmam ayıp, üstelik ağacı bol bir yerde, adada yaşıyorum.

Ağaçlar konusunda bilinçlenmemde, bir eko-sistemin parçası olması, bir canlı olması gibi etkenlerin yanı sıra, ağaçlara yapılan saldırılar da bir o kadar etkili oldu.

Betonlaştırılmış bir kentin dibinde –insan eli değmemiş olmasa da- doğaya yakın bir yerde, insanların ağaca, toprağa hoyrat tutumları öfkelendiriyor insanı. Büyük bir hızla dibimizdeki şehre benzetmek için amansız bir mücadele sürüyor diye düşünüyorsun!

unknownBir komşumun apartmanın bahçesindeki bir toprak alanı, topladığı taşlar, mermerlerle kapattığını görünce dikkat etmeye başladım, çoğu bahçelerde toprak alanlardan çok beton alan vardı. Belediye, sokak arasındaki Heybeliada semt pazarını, -ki bu pazarlar semtin güzelliğidir- kaldırmaya çalışıp ağaçlık bölgedeki patikaya asfalt döktü. Daha önceki belediye yönetimi de Büyükada bostanına beton döküp, pazar yeri inşa etmişti.

Refik Halid Karay doğa sevgisi olan nadir yazarlarımızdan, ta 1950’lerde “ağaç muhabbeti telkin” edilemediğine hayıflanır:

“Ağaç ve orman muhabbeti üzerine edebiyatımıza eser kazandırmış şair ve muharrir yok gibidir. (…) Ağaca muhabbeti, telkin eden yazarlara muhtacız. Aşk ve şevkle ağacı övmeliyiz; övenlerin eserleri bizde heyecan uyandırmalıdır. Hayvan muhabbeti gibi ağaç muhabbeti de iyi kalbliliğe delalet eder.”

Oysa çok eski zamanlarda, 16. yüzyıl sonlarında bu topraklara seyahat etmiş bir Batılı şöyle yazmış:

“Isınmak için gelip odun toplamak akıllarından bile geçmiyor. Ağaçlar yaşlılıktan dökülüyor. Gövdeleri çürüyor, ölü dalları toprağa yayılıyor ama kimse dönüp bakmıyor, bir yarar sağlamayı düşünmüyor. Kaderci inanç her şeyin olduğu yerde olduğu gibi kalmasını istiyor. (…) Şark’ta hamallardan başka kimsenin acelesi yok gibi.” (Baron W. Wratislaw, Anılar, çev. M. Süreyya Dilmen, Karacan Yay., 1981, s. 66-70)

Yani şimdilerde siyasi iktidarın habire referans verdiği “ecdat”, “Osmanlı” geçmişimiz ile pek bir ilgimiz kalmadığı anlaşılıyor, en azından bu konularda.

Önce anlamaya çalışmalıyız elbet bu ağaç sevgisizliğini de. Sadece gözü doymaz rant hırsından, ya da kötülükten kaynaklanmasa gerek, sosyolojik, psikolojik boyutları vardır.

dvfnqv4xcaaygd6Bu toplumun 1980’lerde büyük oranı hâlâ köylerde yaşıyordu. Nitekim, kentte büyümüş üçüncü kuşaklar daha yeni yeni ortaya çıkıyor. Türkiye’nin çok geç ve ve de hızlı bir kentleşme süreci var. Şimdilerde gazetelerin haftasonu eklerinde gördüğümüz ünlülerin bodrum vb. albenili pastoral hayat güzellemeleri değil köy hayatı. Zor bir hayat, tuvaletsiz evler, yolların yokluğu, birçok imkansızlık. Modern hayatın cazibesi tartışılmaz. O halde bu konfora alışmış olan, sınıf atlamış olanların kendilerine köy hayatını hatırlatacak, topraktı, ağaçtı vb. sembollere karşı acımasızlıklarının kaynağında yatan bu mudur acaba diye düşünüyorum? (*)

Ayrıca şu da var; köylü tarım alanı açmak için ormanları yok etmek durumundadır. Takeshi Umehara, Japonya’nın yüzölçümüne oranla en zengin orman varlığını, tarımın Japonya’ya geç girmesine bağlar. (Nathan Gardels, Yüzyılın Sonu). Karadeniz bölgesindeki orman zenginliğini de buna bağlayabiliriz belki.

İktidarlar toplumun içinden çıkar, başımızda da her tarafa saldırıp doğayı metalaştıran böyle bir iktidar var. Havaalanıydı, köprüydü, ormanlar yok edildi. Ama iktidarın lideri, kendisini “en çevreci” görmeye devam edebiliyor, diktikleri ağaçları rakamlara vurup. Ama o ağaçlar otoyol kenarlarına dikiliyor çoğunlukla, acaba onun da sembolik bir anlamı olduğunu söyleyebilir miyiz? Doğayı, ağaçları marjinalize etmek!

Diyeceğim o ki, iktidarla uğraşmak daha kolay, sorun toplumu değiştirmek. Ağaç söz konusu olduğunda hiç unutamayacağım, kesilen ağaçları korumaya çalışan gençlerin isyanına tüy dikmeye çalışanlardan birinin, sorunun ne kadar derin olduğunu özetleyen mesajıydı: “Mesele üç-beş ağaç meselesi değil.”

Bu halde ağaçları saygı duyup koruma konusunda, yitirilen bu canlıların kıymetini idrak etmiş kentliler ve yaşadıkları köylerde doğanın talan edilmesine direnen bilinçli köylülerin el ele vermesi olacak belki.

 

(*) Hatırladığım, bir dönemin köy ile bağlarını, hatıralarını unutmaya çalışan kentlileşmiş kuşaklarda bulgur, tarhana vb. köyü hatırlatacak yemeklere karşı bir nefret vardı. Yine o dönem moda olan köylüleri aşağılama da bu kesimler içinde yaygındı. Uzun bir zaman sonra “yöresel yemekler”in moda haline gelmesi ile bu tür yemeklerin itibarı iade edildi. Oysa kentlere göçen ilk kuşaklar, özellikle kentlerin gecekondu bölgelerine yerleşenler bir şeyler ekip biçerek, tavuk, hatta inek edinerek, bir nevi, köy hayatını yeniden üretmeye çalışmışlardı.

About 9ada1deniz

Check Also

plastik-deniz-750x500

İki balıktan birinde, on midyenin dokuzunda mikroplastik var

(Greenpeace Akdeniz) Greenpeace Akdeniz’in, ‘Tek Kullanımlık Plastikler Yasaklasın’ projesi kapsamında deniz canlılarındaki plastik kirliliğine dikkat çekmek için ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir